7 Mart 2008 Cuma
DÜNYANIN EN ZENGİNİ-2
Gönderen
Merak Edilenler
zaman:
09:02
1 yorum
Etiketler: CARLOS SLIM HELU AİLESİ
14 Şubat 2008 Perşembe
Kurtlar Vadisi Dizi Hilesi (ilginç)
Aslında bu bir yangın söndürme cihazı değil...Kırmızıya boyanmış bir 2.5 litrelik pet şişe.. :)
10 Şubat 2008 Pazar
Golden Gate Köprüsü
Şu anda, dünyadaki en uzun yedinci asma köprüdür. Köprü uzunluğu 2,73 km., ayaklar arasındaki mesafe 1,28 km.dir, yüksekliği 235 metreyi bulur. Taşıt trafiği için altı şerit vardır. Köprü, San Francisco'yu Marin County'nin kuzey bölgeleri ve daha seyrek bir yerleşim olan Napa ve Sonoma Valley ile birleştirir.
Golden Gate Köprüsü'nün inşasında, zamanın teknik zorluklarının üstesinden gelinmiş ve köprü inşaatıyla ilgili çok sayıda rekor kırılmıştır. Bunlar; en yüksek ayak (227 m.), en uzun (2.332 m.), en kalın halat (92 cm.) ve en büyük sualtı temelleri alanlarındadır. Bu temeller, boğazın çok güçlü akıntılarında yapılmak zorundaydı. Şaşırtıcı olan başka bir şey de, işsizlik ve açlığın yaygın olduğu bir dönemde inşa edilmesi ve 35.000.000 dolar gibi bir paranın harcanmış olmasıdır. Köprü toplam 887.000 ton ağırlığındadır. Sonuncusu som altın olan 600.000 perçin, kulelerin ve kirişlerin putrellerini bir arada tutar. Köprü, 1964'te New York'taki Verrazano Narrows köprüsünün inşasına kadar, dünyanın en uzun asma köprüsü olarak kaldı.
Gönderen
Merak Edilenler
zaman:
05:16
0
yorum
Etiketler: Golden Gate Köprüsü
Dünyanın en uzun koprüsü
Akaşi Boğazı'nı birbirine bağlama fikri yaşanan bir felaket üstüne ortaya çıkmıştır. 1955'de 100 çocuk taşıyan bir feribotun başka bir feribotla çarpışması ve 168 kişinin ölmesi üzerine köprü inşası için politik baskılar artmış, inşaat 1988'de başlamış ve 10 yıl sürmüştür. Köprü, 5 Nisan 1998 günü trafiğe açılmıştır. Köprü, 1990 metre uzunluğunda yapılmış, 17 Ocak 1995'teki Kobe Depremi'nden sonra 1 metre daha uzatılmıştır.
Akaşi Boğazı, dünyanın en yoğun bir deniz trafiğine sahip (günde 1000 gemi) boğazıdır, üstelik tayfun bölgesinde yer alır, rüzgarın hızı saatte 290 km'ye kadar ulaşır. Bu köprünün inşaasında asma köprü teknolojisi en son sınırına ulaşmıştır.
Gönderen
Merak Edilenler
zaman:
05:02
0
yorum
Etiketler: en uzun köprü
4 Şubat 2008 Pazartesi
Tarihteki ilginç ölümler-10 (Sakalına takılıp düşerek öldü)
Gönderen
Merak Edilenler
zaman:
08:53
0
yorum
Etiketler: ilginç ölüm, Sakal
Tarihteki ilginç ölümler-9 (Müvekkilini canı pahasına savundu)
Gönderen
Merak Edilenler
zaman:
08:49
0
yorum
Etiketler: Avukat, ilginç ölüm
Tarihteki ilginç ölümler-8 (Rasputin nasıl öldü?..)
Gönderen
Merak Edilenler
zaman:
08:46
0
yorum
Etiketler: ilginç ölüm, Rasputin
Tarihteki ilginç ölümler-7 (Beyzbol topu kafasını kırdı)
Gönderen
Merak Edilenler
zaman:
08:41
0
yorum
Etiketler: Beyzbol, ilginç ölüm
Tarihteki ilginç ölümler-6 (Canlı yayında intihar eden ilk ve tek muhabir)
Gönderen
Merak Edilenler
zaman:
08:37
0
yorum
Etiketler: canlı yayın, ilginç ölüm, intihar, muhabir, Televizyon
Tarihteki ilginç ölümler-5 (Şişe mantarı boğazına kaçarak öldü)
Gönderen
Merak Edilenler
zaman:
08:31
0
yorum
Etiketler: ilginç ölüm, mantar, Şişe
Tarihteki ilginç ölümler-4 (İnek dışkısına basıp öldü)
Tarihteki ilginç ölümler-3 (Robot tarafından öldürülen ilk insan)
Gönderen
Merak Edilenler
zaman:
08:24
0
yorum
Etiketler: Ford, ilginç ölüm, Robot
Tarihteki ilginç ölümler-2 (100 tane cankurtaranın arasında boğuldu)
Gönderen
Merak Edilenler
zaman:
08:21
0
yorum
Etiketler: Boğulma, Cankurtaran, ilginç ölüm
Tarihteki ilginç ölümler-1
Gönderen
Merak Edilenler
zaman:
08:15
0
yorum
Etiketler: Bomba, ilginç ölüm
2 Şubat 2008 Cumartesi
UFO(Unidentified Flying Object)
500 yıllık mumya tartışma yarattı..
Binlerce yıl önceye ait taşlarda Açık kalp ameliyatı resimleri
Dünyadaki çözülmeyi bekleyen en büyük bilmecelerden biri, ica taşları olarak bilinen ,Colomb öncesine ait yaklaşık 15.000 adet üzerinde gravürler bulunan bir taş kütüphanesidir.Bu taşlar bir çöl ehri olan Peru’ daki İca şehri yakınlarındaki bir mağarada bulunmuşlardır. İca başkent Lima’ dan 300 km. Uzaklıkta bulunmaktadır.60’ lı yıllarda bir çiftçi Nasca çizgilerinden çok uzakta olmayan bir yerde bir mağarada taşlardan oluşan bir tepe bulduğunu açıklamıştı.Bazıları ise gömülü haldeydi.Çiftçi ilk önce cebinde bir kaç taşla gelmişti.Ancak bir yığın taşla tekrar geri gelmesi pekde uzun sürmedi.Bir zaman taşları turistlere satarak iyi para kazandı.Artık çiftçiyi tanımayan yoktu.Kısa zamanda bir arkeolog ordusu bu mağaraya geldi.Bu arada taşlarla Peru hükümetide ilgilenmeye başladı.Ve Peru’nun yağmacılarla dolu ikinci bir Mısır olmasını istemediler.Çiftçiyle ne tür bir anlaşma yapıldığını kimse bilmiyor ancak, tutuklanmasından ve hapis cezası almasından sonra birden bire sattığı o taşların sahte olduğunu ve onları kendisinin yaptığını belirtti.Bu işi turistlerden para yürütmek için yaptığını ve işlerin buraya kadar varacağını tahmin edemediğini söyledi.1966 yılında Dr. Javier Cabrera, doğum gününde üzerinde çizimler bulunan küçük bir taş hediye aldı.Çizimler ona eski geldi,çünkü taşın üzerinde ilkel bir balık çizimi vardıALINTIDIR...
10.000 Yıllık Japon Piramidi..
Hiyerogliflerdeki Tank figürleri
Gönderen
Merak Edilenler
zaman:
10:16
0
yorum
Etiketler: Abydos, Helikopter, Hiyeroglif, Mısır, Tank, Tapınak
Deprem Bölgeleri Haritası
Bunları biliyormuydunuz?..
Gönderen
Merak Edilenler
zaman:
09:07
0
yorum
Etiketler: Baykuş, Fare, istakoz, Kanguru, Karınca, Mavi Balina, Sivrisinek, Yılan
Pagerank nedir?...
yani bir siteniz varsa ve bunu google eklemişseniz, arama motorlarında ilk sıralarda yer almasını ve bu sayede daha çok ziyaretçi çekmek istiyorsanız siteniz dışardan link almalıdır...
31 Ocak 2008 Perşembe
Uçak Danaya çarptı
Uçak
İlk uçuşlarda ancak saatte 20-25 km, 1935’lerden sonra ise yüzlerce km hızlara çıkılabildi. Uçağın havada kat edebildiği mesafe, yani menzili ve çıkabildiği maksimum yükseklik (irtifa) ilk zamanlarda çok düşüktü. Gelişen teknolojiye paralel olarak menzil yirmi bin km’nin üstüne, irtifa ise on bin metreye kadar çıktı. Bunlara paralel olarak uçakların ağırlığı da süratle arttı. İlk zamanlar kg’la ifâde edilirken artık tonlarla ifade edilmektedir.
29 Ocak 2008 Salı
İlginç Gelenek
İlginç Köy isimleri
Artvin'in Yusufeli İlçesinde İlginç Olay
Kuru Dut Dalıyla Su Kaynaklarını Buluyor
Susuz köylerin ve tarla sahiplerinin aradığı isim haline gelen "Çomakçı Hasan" lakaplı Kırmaz, "Amacım insanlara hizmet etmek, onun için hiçbir zaman para talep etmedim. İnsanların mutluluğunu ve sevincini görmek bana büyük bir güç veriyor. Bu yetenek bana Allah'ın bir lütfudur. Bu ilahi lütuf sayesinde, hiç yanılmadan suyun olup olmadığını söyleyebiliyorum. Suyu, kuru duttan yapılan V şeklindeki çomakla buluyorum. Dut çomağıyla tarlayı geziyorum, suyun olduğu yerde çomak havaya kalkıyor. Çok zor zaptediyorum. Sonra çomağa bağladığım çeşitli ağırlıktaki taşları o yerde gezdirerek, havaya kalkmalarına göre suyun debisini de söyleyebiliyorum." dedi.
Deynekler Köyü Muhtarı Halil İğneli ise, "Köyümüzde su çıkmıyordu. Bu sebeple 10 kilometre mesafedeki bir yerden getiriyorduk. Fakat çok pahalıya maloluyordu. Bir gün köyümüze bir yakınını ziyarete gelen Hasan Kırmaz'la tanıştık. Elindeki sopayla çalışma yaptı, burada su olduğunu söyledi. Sondaj sonucu istediğimizden da fazla su çıktı." şeklinde konuştu
Internet uçağa biniyor
85 milyon bilinmeyenli denklemi çözdüler
Yapay yaşam yolunda önemli adım
Gönderen
Merak Edilenler
zaman:
00:48
0
yorum
Etiketler: Yapay yaşam yolunda önemli adım
Çok yakınımızdan bir asteroid geçecek
Erkek serçelerin işi çok zor
Mikropkaya yaşamın en eski kanıtı
Gönderen
Merak Edilenler
zaman:
00:36
0
yorum
Etiketler: Mikroorganizma, Mikrop, Stromatolit
Mercan resifleri yokolma tehdidi altında
Gönderen
Merak Edilenler
zaman:
00:29
0
yorum
Etiketler: Mercan resifleri
28 Ocak 2008 Pazartesi
İlk Cep Telefonu
Gönderen
Merak Edilenler
zaman:
11:17
0
yorum
Etiketler: Cep Telefonu
Bilgisayar
Başlangıçta bilgisayar sözcüğü hesaplama sürecini kolaylaştıran nesnelere verilen bir ad konumundaydı. Bu ilk dönemin bilgisayar örnekleri arasında sayı boncuğu (abaküs) ve AntiKitira Makinesi (M.Ö. 150-100) sayılabilir. Yüzyıllar sonra, Ortaçağ sonundaki yeni bilimsel keşifler ışığında, Avrupalı mühendisler tarafından geliştirilen bir dizi makinesel hesaplama aygıtlarının ilki ise, Wilhelm Schickard'a (1623) aittir.
Ancak, programlanabilir (veya kurulabilir) olmamaları nedeniyle bu aygıtların hiçbiri günümüz bilgisayar tanımına uymamaktadır. 1801 yılında Joseph Marie Jacquard'ın dokuma tezgâhındaki işlemi otomatikleştirmek adına ürettiği delikli kartlar ise bilgisayarların gelişme sürecindeki, kısıtlı da olsa, ilk programlanabilme (kurulabilme) izlerinden sayılır. Kullanıcının sağladığı bu kartlar sayesinde, dokuma tezgâhı kart üzerindeki delikler ile tarif edilen çizime işleyişini uyarlayabiliyordu.
Вir delikli kart
1837 yılında Charles Babbage, adını Analytical Engine (Çözümlemeli veya analitik makine) koyduğu, ilk tam programlanabilir makinesel bilgisayarı kavramsallaştırıp tasarladı. Ancak parasal nedenler ve üzerindeki çalışmalarının sonlanamaması nedeniyle bu makineyi geliştirmedi.
Delikli kartların ilk büyük ölçekli kullanımı ise Herman Hollerith tarafından, 1890 yılında muhasebe işlemlerinde kullanılmak üzere tasarlanan hesap makinesidir. Hollerith'in o dönemde bağlı olduğu işletme ise sonraki yıllarda küresel bilgisayar devine dönüşecek IBM'dir. 19. yüzyılın sonlarına varıldığında, gelecek yıllarda bilişim donanım ve kuramlarının gelişimine büyük katkıda bulunacak uygulayımlar (teknolojiler) ortaya çıkmaya başlamıştılar: delikli kartlar, Boole cebiri, boşluk tüpleri ve teletip aygıtları.
20. yüzyılın ilk yarısında ise, birçok bilimsel gereksinim, gittikçe karmaşıklaşan örneksel (analog) bilgisayarlar ile giderildiler. Ancak günümüz bilgisayarlarının yanılmazlık düzeyinden hâlâ uzaktılar.
1930'lar ve 1940'lar boyunca bilgisayar uygulayımı gelişmeye devam etti, ve sayısal elektronik bilgisayarın ortaya çıkışı ancak elektronik devrelerinin buluşundan (1937) sonra gerçekleşebildi. Bu dönemin önemli çalışmaları arasında aşağıdakiler sayılabilir:
EDSAC, von Neumann mimarisini uygulayan ilk bilgisayarlardandır.
Konrad Zuse'nin "Z makineleri". Z3 (1941) ikili sayı tabanına dayalı işleyip, gerçel sayılar ile işlem yapabilen ilk makinedir. 1998 yılında Z3'ün Turing uyumlu olduğu kanıtlanmış ve böylece ilk bilgisayar unvanını edinmiştir.
Atanasoff-Berry Bilgisayarı (1941) boşluk tüplerine dayalı olup, ikili sayı tabanının yanı sıra, sığaç tabanlı bellek donanımına sahipti.
İngiliz yapımı Colossus Bilgisayarı (1944), kısıtlı programlanabilirliğine (kurulabilirliğine) karşın, binlerce tüp kullanımının yeterince güvenilir bir sonuç verebileceğini göstermiştir. 2. Dünya Savaşı'nda Alman silahlı kuvvetlerinin gizli iletişimlerini çözümlemek için kullanılmıştır.
Harvard Mark I (1944), kısıtlı kurulabilirliğe sahip bir bilgisayar.
ABD Ordusu tarafından geliştirilen ENIAC (1946), onluk sayı tabanına dayalı olup ilk genel kullanım amaçlı eletronik bilgisayar unvanına sahiptir.
ENIAC'ın olumsuz yanlarını saptayan geliştiricileri, daha esnek ve zarif bir çözüm üzerinde çalışıp, artık saklı program mimarisi veya daha çok von Neumann mimarisi olarak tanınan tasarımı önerdiler. Bu tasarımdan ilk olarak John von Neumann (1945) yılında gerçekleştirdiği bir yayında söz etmesinden sonra, bu mimariye dayalı olarak geliştirilen bilgisayarlardan ilki İngiltere'de tamamlandı (SSEM). Aynı mimariye bir yıl sonra kavuşan ENIAC'a ise EDVAC adı verildi.
Günümüz bilgisayarlarının neredeyse tamamının bu mimariye uyumlu duruma gelmesi ile bilgisayar sözcüğünün tanımı olarak da kullanılmaktadır. Dolayısı ile bu tanıma göre geçmişteki aygıtlar bilgisayar olarak sayılmasalar da, tarihsel bağlamda yine de o biçimde anılmaktadırlar. Her ne kadar 1940'lardan bu yana bilgisayar uygulayımı köklü değişiklikler geçirmiş olsa da, çoğunluğu von Neumann mimarisine sadık kalmıştır.
Mikroişlemci von Neumann mimarisinin temel öğelerindendir.
Boşluk tüpüne dayalı bilgisayarlar 1950'ler boyunca kullanımda kaldıktan sonra, 1960'larda daha hızlı ve ucuz olan geçirgeç (transistör) tabanlı bilgisayarlar yaygınlık kazandı. Bu etkenlerin sonucunda bilgisayarların daha önce görülmemiş bir düzeyde toplu üretimine geçirildi. 1970'lere varıldığında tümleşik devre uygulayımı ve Intel 4004 gibi mikroişlemcilerin geliştirilmesi sayesinde bir kez daha büyük bir başarım ve güvenilirlik artışının yanı sıra, maliyet düşüşü de yaşandı. 1980'lerde artık bilgisayarlar, çamaşır makinesi gibi günlük hayat kullanımındaki birçok makinesel aygıtın denetleyici donanımlarındaki yerlerini almaya başlamışlardı. Yine aynı dönemde, kişisel bilgisayarlar yaygınlık kazanıyorlardı. Son olarak 1990'lardaki Internet'in gelişimi ile de bilgisayarlar artık televizyon ve telefon gibi alışılmış birer aygıt hâline gelmişlerdir.
Gönderen
Merak Edilenler
zaman:
02:10
0
yorum
Etiketler: Bilgisayar
Mikroişlemciler
1970’lerin ortalarından itibaren mikroişlemciler, mikrobilgisayarların doğuşunu mümkün kılmıştır. Bundan önce, tipik olarak elektronik ana işlem birimleri, sadece birkaç transistöre eşdeğer büyük, ayrık anahtarlama (switching) aygıtları (daha sonra small-scale tümelşik devreler) kullanılarak yapılıyordu. İşlemciyi, bir ya da birkaç large-scale tümleşik devre (binlerce veya milyonlarca ayrık transistörün eşdeğeri) içine gömmekle işlemci gücü fiyatı büyük ölçüde düşürüldü. 1970’lerin ortalarında tümleşik devrelerin doğuşuyla mikroişlemci, diğer bütün türleri değiştirip, ana işlem biriminin yapımında en yaygın yol oldu.
Performansın yıllar boyu sürekli artışı söz konusu olunca, mikroişlemcilerin evrimi Moore Kanunu’na uyar. Bu kanun bir tümleşik devrenin karmaşıklığının, en düşük bileşen maliyetine göre her 24 ayda iki katına çıktığını söyler. Bu görüşün doğruluğu 1970’lerin başından beri kanıtlanmıştır. Hesap makineleri için sürücü olarak başladıkları alçakgönüllü yolculukta, güçlerindeki sürekli artış, mikroişlemcilerin diğer bilgisayar biçimleri arasında dominant olmasını sağladı. Günümüzde, en büyük ana bilgisayarlardan, en küçük el bilgisayarlarına kadar her sistem çekirdeğinde mikroişlemci kullanılmaktadır.
Gönderen
Merak Edilenler
zaman:
02:10
0
yorum
Etiketler: Mikroişlemciler
McNaught Kuyrukluyıldızı
Kuyrukluyıldız, 12 Ocak'ta Güneş'e en yakın konumuna ulaşacak ve bu tarihten sonra kuzey yarıküreden görülmesi iyice zorlaşacak.
Kuyrukluyıldızı görebilmek için, Güneş battıktan yaklaşık 20 dakika sonra batı-güneybatı ufku üzerine bakmak gerekiyor. Hava henüz kararmamış olacağından, kuyrukluyıldızı bulmak için bir dürbünün büyük yararı olacaktır.
McNaught kuyrukluyıldızı, 1997'de gözlenen Hale-Bopp'tan sonra en iyi görünen kuyrukluyıldız. Bunun yanı sıra, son 30 yılın en parlak kuyrukluyıldızı.
Gönderen
Merak Edilenler
zaman:
02:02
0
yorum
Etiketler: McNaught Kuyrukluyıldızı
27 Ocak 2008 Pazar
Japonlar 'ultra HD’ yayına geçti!
Dev ekran istiyorJapon devlet televizyonu NHK’nin Ar-Ge labaratuvarlarında tasarlanan yeni nesil yayın formatının 2015 yılında standart olarak ülkede kullanılmaya başlaması planlanıyor. HD yayınlar konusunda öncülük yapan Japonya’da şu anda onlarca televizyon kanalı bu format üzerinden yüksek kalitede TV yayınını abonelerine ulaştırıyor. 7680x4320 gibi oldukça yüksek seviyedeki çözünürlüğün sunulması için oldukça büyük ekranlara ihtiyaç duyuluyor. En azından 60 inç (150 ekran) boyutunda verimli olarak çalıştığı görülen bu yayın formatı daha geniş ekranlarda hatta konser, stadyum gibi açık alanlarda da kullanılabilecek. Bu yeni sistem, labaratuvarda 500 inç’lik ekranda test ediliyor. Devlet tarafından fonla desteklenen bu projenin deneme yayınları Japonya’daki bir tiyartoda kurulan televizyonda da halka açık olarak yapılıyor.
Kapasite canavarı!Bu yayın standardı 22.2 çok kanallı surround ses sistemiyle uyumlu. Oldukça büyük dosya kapasitelerini de beraberinde getiren ultra HD yayınlarda, 18 dakikalık bir görüntünün aktarılıp depolanması için 3.5 terabit boyutunda bir alan gerekiyor.
'Giyilebilir ekran'la Terminatör görüşü
Bilim adamları, güvenli Ebola virüsü üretti
ABD’li bilim adamları, aşı geliştirmek ya da tedavi amaçlı kullanmak üzere, öldürücü Ebola virüsünün zararsız halini geliştirdi
ANKARA - ABD’de yayımlanan “Ulusal Bilimler Akademisi Tutanakları” adlı dergide çıkan yazıda bilim adamları, Ebola virüsünden alınan tek bir genin virüsün kopyalanıp çoğalmasını engellediğini duyurdu.
Madison’daki Wisconsin Üniversitesi’nden bilim adamları, Ebola’nın 8 geninden VP30 adı verilen tek bir geninin çıkarılmasıyla, virüsün kendisini kopyalayıp çoğaltamadığını açıkladı. Araştırmada, virüsün bulaşmadan çoğaltılabilmesi için de maymun böbreği hücrelerinden yararlanıldığı kaydedildi.Araştırmacılardan Yoshihiro Kawaoka, değiştirilmiş virüsün normal hücrelerde büyümediğini, bu sistemin ilaç ve aşı geliştirmede kullanılabileceğini söyledi.Araştırma, yine de bütün bilim adamlarını ikna etmiş değil. Texas Üniversitesi Sağlık Bilimleri Merkezi’nden Profesör Susan Fisher-Hoch, değiştirilmiş virüsün zararsız olabileceğini söyleyebilmek için daha fazla kanıt gerektiğini savunuyor.Normalde, Ebola virüsü bulaştığında yüzde 80 oranında öldürücü oluyor. Ebolanın yer aldığı her türlü çalışma için “4. biyogüvenlik düzeyi” (BSL4) gerekiyor. Araştırmacılar, yalıtılmış ve dışarıya göre düşük basınçlı bir odada, hava destekli biyogüvenlik giysileri giyiyor. Bu da küçük ölçekli bir araştırmayı bile oldukça zahmetli bir hale sokuyor.
IBM’den nanoteknoloji alanında yeni buluşlar
ilginçi elbise
Gönderen
Merak Edilenler
zaman:
12:38
0
yorum
Etiketler: Elbise, Elektronik devre
İnternete Bağlanabilen Şemsiye
26 Ocak 2008 Cumartesi
Yapıştırıcılar nasıl yapıştırıyor?
Gönderen
Merak Edilenler
zaman:
14:50
0
yorum
Etiketler: Yapıştırıcı














































