Boğaziçi kıvrıla, kıvrıla dönerek, tepeler arasından akan bir "deniz-nehiri"dir. Etrafında gezinirken göl görüntüsündedir, biri biterken diğeri başlayan beş göl yan yana sıralıdır. Yükseklerden uçanlar Boğazı bir bütün olarak görebilirler ancak. Mavisinin rengi etrafın yeşilliği ile sarmaş dolaş, kıyıları dantele gibi işlenmiş bu doğa harikası, iki başındaki denizlerin de tek geçidi olup taş çatlasa on üç, on dört bin yaşındadır... Doğanın yeryüzünde başkaca yaratmadığı böylesi bir şaheserine ademoğlunun eserleri ihtişam katmıştır. İstanbul'a liman olmuş "Altın Boynuz" Haliç ve az berisindeki Adalar manzarasını tamamlar. 1950'li yıllardan beri etrafına yapılan göz okşamayan yapıtlara karşın, bütün kıyı şeritlerinin hala en güzelidir. Boğaziçi'nin seyirlik noktalarına yapılan konaklar, saraylar ve köşklerden martıların süzüldüğü, gemilerin devamlı gelip geçtiği, baharların yamaçları erguvanla sardığı manzarası buraya özgüdür. Bağışlanmış böylesi bir atmosferde yaşamak bir özellik ise de bizlerin bunun hakkını verdiğimizi söyleyemeyiz. Tarih İstanbul'un yüzyıllardır imparatorlukların başkenti olduğuna şahit olurken, bunca liderin burayı mesken tutmasında baş sebebin Boğaz'ın güzellik ve konumu olduğunu anlatır. Havanın açık olduğu herhangi bir mevsimde deniz yolu ile yapacağınız bir turda etrafa bakının, görülenin bir benzeri yoktur; iki kıta arasında uzanan İstanbul Boğazı sizi de büyüleyecektir... Şansınız varsa burayı sıklıkla kullanmaya başlayan dev boyutlu, çirkin tankerlerin geçişini görmezsiniz...
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)




Hiç yorum yok:
Yorum Gönder