14 Şubat 2008 Perşembe

Kurtlar Vadisi Dizi Hilesi (ilginç)


KURTLAR VADİSİ Dizisinin 60. Bölümünde "Pala" karakterli oyuncunun otel odasına baskın düzenleniyor ve yangın söndürme cihazıyla!!! suratına vurulduğu an..

Aslında bu bir yangın söndürme cihazı değil...Kırmızıya boyanmış bir 2.5 litrelik pet şişe.. :)

10 Şubat 2008 Pazar

Golden Gate Köprüsü


Golden Gate Köprüsü (Türkçe:Altın Kapı Köprüsü), Kaliforniya'daki San Francisco Körfezi'nin girişinde, Golden Gate Boğazı üzerinde bir asma köprüdür.
Şu anda, dünyadaki en uzun yedinci asma köprüdür. Köprü uzunluğu 2,73 km., ayaklar arasındaki mesafe 1,28 km.dir, yüksekliği 235 metreyi bulur. Taşıt trafiği için altı şerit vardır. Köprü, San Francisco'yu Marin County'nin kuzey bölgeleri ve daha seyrek bir yerleşim olan Napa ve Sonoma Valley ile birleştirir.

İnşası : Körfeze köprü yapılması fikri 1872 yılına dayanır. Ancak feribot kapasitelerinin sınıra dayandığı 1920'li yıllara kadar o yıllarda yapılan planlara el sürülmedi. Köprünün inşası 5 Ocak 1933-27 Mayıs 1937 tarihleri arasında, tartışmalı baş mühendis Josef B. Strauss'un yönetiminde gerçekleştirildi. İnşaat süresince 11 işçi hayatını kaybetti.
Golden Gate Köprüsü'nün inşasında, zamanın teknik zorluklarının üstesinden gelinmiş ve köprü inşaatıyla ilgili çok sayıda rekor kırılmıştır. Bunlar; en yüksek ayak (227 m.), en uzun (2.332 m.), en kalın halat (92 cm.) ve en büyük sualtı temelleri alanlarındadır. Bu temeller, boğazın çok güçlü akıntılarında yapılmak zorundaydı. Şaşırtıcı olan başka bir şey de, işsizlik ve açlığın yaygın olduğu bir dönemde inşa edilmesi ve 35.000.000 dolar gibi bir paranın harcanmış olmasıdır. Köprü toplam 887.000 ton ağırlığındadır. Sonuncusu som altın olan 600.000 perçin, kulelerin ve kirişlerin putrellerini bir arada tutar. Köprü, 1964'te New York'taki Verrazano Narrows köprüsünün inşasına kadar, dünyanın en uzun asma köprüsü olarak kaldı.

Boya :İlk planlamada gri renge boyanması düşünülürken, Amerikan donanması, gemilerden kolay görünebilmesi için köprünün siyah ve sarı çizgili boyanmasını istiyordu. Bitim aşamasında mimar Edwin Morrow köprüyü kırmızı paslanmazdan koruyucu astar boya ile görünce kararını verdi. Deniz ve gökyüzünden ayrılıp, sahildeki doğayla uyumlu olacağını düşündüğü sıcak turuncu rengi seçti. Bu renk, karayollarında ikaz işaretlerinde de kullanılır ve uluslararası turuncu olarak adlandırılır. Boyanın düzenli olarak yenilenmesi, köprünün bakımındaki başlıca faaliyettir. Boya, çelik aksamı paslanmadan korur. Köprünün düzenli aralıklarla tamamen boyandığına dair yanlış bir inanış mevcuttur. Gerçekte ise köprü, ilk boyandığında kurşun bileşimli astar boya ve paslanmaz koruyucuyla kaplanmış ve ilk 27 yıl gereken yerlerin tamiri dışında tekrar boyanmamıştır. 1965'te paslanma o kadar ilerler ki, boyanın tamamen kazınıp, plastik esaslı inorganik çinko-silikat astar boya ile boyanıp, üzerine de vinil esaslı örtücü cila atılması için bir program başlatılır. 1990 yılında, örtücü cila, zamanın standartlarına uygun akrilik bir emülsiyon ile değiştirilir. Bu yeniden boyama programı 1995'te sonlandırılır. Günümüzde, 38 kişilik bir boyacı kadrosu boyanın aşınan yerlerini tamir etmek

Dünyanın en uzun koprüsü


Akaşi Kaikyo Köprüsü, Japonya'da, Kobe şehri ile Avaci adasını birbirine bağlayan, dünyanın en uzun asma köprüsüdür. 1991 metre uzunluğundadır.
Akaşi Boğazı'nı birbirine bağlama fikri yaşanan bir felaket üstüne ortaya çıkmıştır. 1955'de 100 çocuk taşıyan bir feribotun başka bir feribotla çarpışması ve 168 kişinin ölmesi üzerine köprü inşası için politik baskılar artmış, inşaat 1988'de başlamış ve 10 yıl sürmüştür. Köprü, 5 Nisan 1998 günü trafiğe açılmıştır. Köprü, 1990 metre uzunluğunda yapılmış, 17 Ocak 1995'teki Kobe Depremi'nden sonra 1 metre daha uzatılmıştır.
Akaşi Boğazı, dünyanın en yoğun bir deniz trafiğine sahip (günde 1000 gemi) boğazıdır, üstelik tayfun bölgesinde yer alır, rüzgarın hızı saatte 290 km'ye kadar ulaşır. Bu köprünün inşaasında asma köprü teknolojisi en son sınırına ulaşmıştır.

4 Şubat 2008 Pazartesi

Tarihteki ilginç ölümler-10 (Sakalına takılıp düşerek öldü)


Avusturyalı Hans Steininger 1.4 metrelik sakalı ile meşhur olmuştu. 1567 yılında Steininger, kasabasında çıkan yangına yardıma giderken yanlışlıkla sakalına takılıp düşerek, boynu kırılarak ölmüştü.

Tarihteki ilginç ölümler-9 (Müvekkilini canı pahasına savundu)


Başarılı avukat Clement Vallandigham, 1871 yılında müvekkilinin bir başkasını vurmakla suçlandığı davada, vurulan kişinin kendi kendini vurduğunu ispatlamaya çalışırken yanlışlıkla dolu tabancayı alıp, kendisini vurmuştu. Vallandigham, bu şekilde ölerek müvekkilinin beraat etmesini sağlamıştı.

Tarihteki ilginç ölümler-8 (Rasputin nasıl öldü?..)


1869-1916 yılları arasında yaşayan Rus Grigori Rasputin ölüm konusunda oldukça deneyim kazanmıştı. İlk olarak 10 kişiyi öldürebilecek kadar zehir verilen Rasputin, daha sonra sırtından vurulmuş, ancak tekrar kendine geldiği gelince 3 el daha ateş edilmişti. Rasputin'in hala yaşadığını gören katilleri, bu kez sopalarla onu dövmüş, daha sonra da donmuş bir nehire atmışlardı. Bu noktadan sonra Rasputin'in öldüğü tahmin ediliyor.

Tarihteki ilginç ölümler-7 (Beyzbol topu kafasını kırdı)


Ray Chapman adlı beyzbol oyuncusu, 6 Ağustos 1920'de, New York Yankees'e karşı oynarken hayatını kaybetmişti. Yankees oyuncusu Carl Mays'ın attığı top Chapman'ın kafatasını kırarak, ölümüne sebep olmuştu.

Tarihteki ilginç ölümler-6 (Canlı yayında intihar eden ilk ve tek muhabir)


Christine Chubbuck, canlı televizyon yayını sırasında intihar eden ilk ve tek televizyon muhabiri ünvanına sahip. 15 Temmuz 1974'te, yayının 8. dakikasında Chubbuck çıkardığı tabanca ile kendisini vurarak intihar etmişti.

Tarihteki ilginç ölümler-5 (Şişe mantarı boğazına kaçarak öldü)


Amerikalı oyun yazarı Tennessee Williams, 1983 yılında içki içtiği şişenin tıpasının boğazına kaçmasıyla boğularak ölmüştü.

Tarihteki ilginç ölümler-4 (İnek dışkısına basıp öldü)


1991 yılında, 57 yaşındaki Tayvanlı Yooket Paen, çiftliğinde yürürken bastığı bir inek pisliği yüzünden ayağı kaydı, düşmemek için tutunduğu elektrik kablosundan cereyana kapılarak hayatını kaybetti. Bu trajik olayı komşulara göstermek isteyen 52 yaşındaki kardeşi Yooket Pan, aynı şekilde düşer gibi yapıp, elektrik kablosuna tutununca, aynı şekilde hayatını kaybetti.

Tarihteki ilginç ölümler-3 (Robot tarafından öldürülen ilk insan)


Robert Williams, "bir robot tarafından öldürülen ilk insan" ünvanının sahibi. Williams, 25 Ocak 1979 yılında, Ford fabrikasında çalışırken bozulan bir robot kolunu onarmaya çalışırken, tekrar çalışır hale gelen kolun kafasına vurduğu darbe ile hayatını kaybetti.Robotlar tarafından öldürülen ikinci insan ise Kenji Urada adlı Japon mühendisti. Kenji, Kawasaki fabrikasında, onarmaya çalıştığı bir robotun mekanik kolu tarafından öğütme makinesine itilerek ölmüştü.

Tarihteki ilginç ölümler-2 (100 tane cankurtaranın arasında boğuldu)


1985 yılında, New Orleans'lı cankurtaranlar, hiç kimsenin boğulmadığı sezonu kutlamak için bir parti düzenlediler. Parti sona erdikten sonra, konuklardan 31 yaşındaki Jerome Moody, havuzun dibinde ölü bulundu. Bu duruma "kader"den daha iyi bir açıklama getirilemez herhalde, zira Moody'nin boğulduğu partide görevli olan 4 cankurtaran, partide eğlenenler arasında da 100'ün üzerinde cankurtaran bulunmaktaydı.

Tarihteki ilginç ölümler-1


Tarih boyunca insanlar bir çok inanılmaz sebepten dolayı hayatlarını kaybettiler. Resimde gördüğünüz "kolye", bu ölüm sebeplerinden sadece biri. Hikayesini kısaca özetlemek gerekirse, bu kolye, ucunda patlayıcı maddeyle, bir adamın boynunda duruyordu...


28 Ağustos 2003 günü, bir pizza dağıtıcısı, baston görünümü verilmiş tüfekle banka soymaya kalkıştı. Polis tarafından yakalanan zanlı, Brian Wells, soyguna daha önce pizza bırakmak için gittiği evdekilerin zorlamasıyla kalkıştığını söyledi. Ucunda patlayıcı madde bulunan bir kolye, Wells'in boynuna takılmıştı. Bomba imha uzmanları kolyeye müdahale edemeden önce kolye infilak etti ve Brian Wells'in ölümüne neden oldu. 2007 yılına dek sırrını koruyan bu dava, artık çözüldü. Temmuz 2007'de yetkililer, Wells'in suçuna ortak olan 3 kişi olduğunu açıkladılar. Bunlardan ikisi suçlu bulunurken, diğerleri aleyhinde ifade veren 3. zanlı suçlu bulunmadı. Yapılan açıklamalara göre, Wells, boynuna takılacak bombanın gerçek olmadığını sanıyordu. Son anda bombanın gerçek olduğunu öğrenince vazgeçmeye çalıştı ancak suç ortakları kolyeyi silah zoruyla boynuna taktılar ve sonrasında tanık kalmaması için Wells'in boynundaki kolyeyi uzaktan kumanda ile patlattılar.
Kaynak:

2 Şubat 2008 Cumartesi

UFO(Unidentified Flying Object)


Tanımlanamayan Uçan Nesne (İngilizce Açılımı "Unidentified Flying Object" olan U.F.O.) Tanımlanamayan tüm uçan cisimler tanımlanana kadar U.F.O. olarak adlandırılır. Ayrıca uçan dairelerin henüz var olup olmadığı konusunda ciddi tartışmalar vardır. Büyük bir kesim, varlığı konusunda ısrar ederken, bir başka büyük kesim de böyle bir şey olmadığını; kandırmaca ve aldatmacadan ibaret olduğunu söylemektedir. -Dünya'ya 2. en yakın yıldız yaklaşık 4 ışıkyılı uzaklıktadır. Bu ise ışık hızıyla bile gitsek, ancak 4 yılda ulaşabileceğimizi gösterir. -"Belki de uzaylılar o teknolojiye ulaşmışlardır." Kimi kaçırılmış şahışlar, uzaylıların, insanlar arasında barış ve hoşgörü olmadan, Dünya'lılar ile yakın temasa geçmek istememelerini söylediklerini iddia etmiştir. Bunların yalan mı, doğru mu olduğu henüz bilinememektedir. Uzaylıların olduğuna dair birkaç düşünce:-UFO gördüğünü iddia eden insanların, çok farkı bölgelerde yaşamalarına rağmen anlattıklarının (bazı istisnalar dışında) birbirlerine çok yakın, hatta birebir olması.-Tarih 8 Temmuz 1947, yer A.B.D. William Mac Brazel Çiftliği. Çiftliğin sahibi o gün çiftlik sınırları içine düşmüş olan garip bir cisim ve bu cismin içinde bacağı parçalanmış şekilde ölü bir yaratık görür. Çiftçi olayı hemen askeri yetkililere bildirir. Bu ihbardan hemen sonra New Mexico eyaletinde bulunan Roswell Hava Üssü'nden yapılan "Bir uçan daire ele geçirilmiştir" açıklaması gündeme bomba gibi düşer(Bu açıklama nedeni ile bu olay Roswell Olayı olarak bilinir). Olay yerine gelen askeri ekipler düşen cismi ve cesedi alarak incelemek üzere götürürler ve bir süre sonra Fort Worth Hava Üssü'nden başka bir açıklama gelir "Askeri amaçlı bir araştırma balonunun parçaları, uçan daire parçaları sanılmıştır". Bu iki çelişkili açıklama insanların kafasını karıştırmıştır. O günden sonra bu olay tüm dünyada konuşulmaya ve tartışılmaya başlanır. Daha sonraki yıllarda bu olayda düşen cismin UFO olduğuna dair resim, video ve resmi belgeler ele geçirilse de kesin kanıt bulunamaz.Ama bu kadar büyük bir evrende yalnız olduğumuzu söylemek yanlış bir düşünce olabilir


Kaynak:

Wikipedia Ansiklopedi

500 yıllık mumya tartışma yarattı..




Arjantin'in Salta kenti, tartışmalı bir sergiye evsahipliği yapıyor. İnka döneminde yaşamış bir kız çocuğunun 500 yıllık mumyası, müzede sergilenmeye başladı. İnka soyundan gelenler, atalarına saygısızlık yapıldığını savunuyor.15 yaşında öldüğü tespit edilen 'La Doncella' yani 'küçük hanım', 500 yıl önce kabilesi tarafından tanrılara kurban edilmek için, And dağlarına bırakılmış. Ancak kurban edilemeden, donarak ölmüş. O soğuk, cesedin çürümeden günümüze kadar gelmesini sağlamış. Her gün yüzlerce kişi tarafından mumyayı görmek için akın ediyor. Araştırmacılar genç kızın yanısıra, mumyalaşmış 6 ve 7 yaşındaki iki erkek çocuğunun cesedi de bulmuştu. Ancak bunlar sergilenmiyor.

Binlerce yıl önceye ait taşlarda Açık kalp ameliyatı resimleri

Dünyadaki çözülmeyi bekleyen en büyük bilmecelerden biri, ica taşları olarak bilinen ,Colomb öncesine ait yaklaşık 15.000 adet üzerinde gravürler bulunan bir taş kütüphanesidir.Bu taşlar bir çöl ehri olan Peru’ daki İca şehri yakınlarındaki bir mağarada bulunmuşlardır. İca başkent Lima’ dan 300 km. Uzaklıkta bulunmaktadır.60’ lı yıllarda bir çiftçi Nasca çizgilerinden çok uzakta olmayan bir yerde bir mağarada taşlardan oluşan bir tepe bulduğunu açıklamıştı.Bazıları ise gömülü haldeydi.Çiftçi ilk önce cebinde bir kaç taşla gelmişti.Ancak bir yığın taşla tekrar geri gelmesi pekde uzun sürmedi.Bir zaman taşları turistlere satarak iyi para kazandı.Artık çiftçiyi tanımayan yoktu.Kısa zamanda bir arkeolog ordusu bu mağaraya geldi.Bu arada taşlarla Peru hükümetide ilgilenmeye başladı.Ve Peru’nun yağmacılarla dolu ikinci bir Mısır olmasını istemediler.Çiftçiyle ne tür bir anlaşma yapıldığını kimse bilmiyor ancak, tutuklanmasından ve hapis cezası almasından sonra birden bire sattığı o taşların sahte olduğunu ve onları kendisinin yaptığını belirtti.Bu işi turistlerden para yürütmek için yaptığını ve işlerin buraya kadar varacağını tahmin edemediğini söyledi.1966 yılında Dr. Javier Cabrera, doğum gününde üzerinde çizimler bulunan küçük bir taş hediye aldı.Çizimler ona eski geldi,çünkü taşın üzerinde ilkel bir balık çizimi vardı
Dr. Cabrera çiftçinin en iyi müşterisi olmuştu bu arada. Daha sonra Dr. Cabrera çiftçiyle konuşmaya gitti ve çizimleri nasıl yaptığına ait bir çok soru sordu.Ve bir çok çelişkili cevap aldı.Adam çizimleri kendisinin yaptığını ısrarla söylüyor,ancak bunun ömür boyu hapiste tıkılı kalmaktan korktuğu için söylediği belliydi.Doktor çiftçiden birkaç bin adet taş satın almıştı.Ve bu taşlardan daha kaç tane olduğunu öğrenmek istiyordu.Sanki çiftçi her hafta daha çok taş yapıyordu.Cabrera çiftçi tarafından uyutulduğuna inanmaya başlamıştı.Yani çiftçi taşları kendisi yapıyordu.Çiftçi taşları nasıl imal ettiğini anlatmayı reddediyordu.Doktor bir hesap yaptı.Buna göre çiftçi hergün en az 1 taş hazırlarsa bütün taşları hazırlaması 40 yıl sürecekti.Bu imkansızdı.Dr. Cabrera taşların üzerindeki resimler hakkında cevaplara ulaşmak için hemen işe koyuldu. Taşlar bir çok değişik boyutlardaydı.Bazıları avuç içine sığacak kadar küçük, bazıları ise bir köpek kadar büyüktü.Taşlardaki çizimler kesintiye uğramadan çizilmişlerdi.Yani sanatçı elini kaldırmadan çizmişti.Gravürler taşın orjinal renginden daha açık renkteydiler.Fakat oyuklardaki renkler daha koyuydu.Buda gösteriyor ki taşlar uzun zaman önce kazınmışlardı.Taşlar andesit içermekle birlikte griden siyaha değişen renlerde volkanik özelliklerde gösteriyordu.Bunun yanında çok sert olan bu taş türünü ilkel aletlerle kazımak çok zordur.Almanya’daki bir labaratuar taşlardaki oyukları (kazınan yerleri) inceleyerek ,kazıma işleminin eski bir zamanda yapılmış olduğu sonucuna vardı.Ayrıca taşların bulunduğu bölgede milyonlarca yıl öncesine ait fosil ve kemik kalıntılarına rastlandı
Kil çamurundan yapılma eserleri içinde barındırdıkları organik artıklardan dolayı tarihlendirmek kolaydır ama bu eski taşlar organik madde içermedikleri için tarihlendirilmesi çok zordur. Klasik karbon metodu cisimdeki organik maddeler( bir zamanlar yaşamış olan canlılar) esasına dayanarak bir tarihlendirme yapabilmektedir.Taşın üzerindeki koruyucu siyah tabaka bakterilerden meydana gelmiştir.İyi bir koruyucu tabakanın bu şekline gelmesi için binlerce yıl geçmesi gerekiyor.Kazıma işlemi sırasında bu tabakada kazınmış ve gerçek taşın görünmesine yol açmıştı.Fakat kazınan yerlerde tekrar siyah bir tabaka meydana gelmeye başlamış.Buda gösteriyorki kazıma işlemi çok uzun zaman önce yapılmış.Dr. Cabberas’ın taşlardan oluşan kütüphanesi insan melez ırklarına ait kalıntılar,eski hayvan türleri,kayıp uygarlıklarla ve dünya felaketleriyle ilgili ilgilidir..Bunlar arasında inkalardan kalmış kasklı insan figürleri, kalp ve beyin naklini gösteren gravürlerde vardır.Bazı taşlar hayatı uzatmak ile ilgili genetik kodlarda içermektedir.Kan damarlarının ince hortumlarla betimlenip , doğal enerjiyi üretme ve hücre bölünmesinin tasviride bulunmaktadır.Ayrıca 4 seriden oluşan taşlar üzerinde eski mitleri anlatır gibi ve bilinmeyen anakaralar ( kıtalar ) barındırmaktadır.
Eğer eski batık kıtalar teorisini desteklemek istersek ,araştırmacı ve yazar James Churchward’ın kutsal bir Tibet tabletinde yazılı olan bilinmeyen 2 kıtayıda örnek gösterebiliriz.Kitabının ismi “ KAYIP KITA MU” ve konusu bir zamanlar hint okyonusunda bulunan bir kıtadır.Bu bölge ayrıca kayıp kıta atlantisin eski kitabelerde bahsedildiği yerdir. Kaşif William Niven Yucatan’da bulduğu bir kabartmada Atlantik ve Hint Okyonusunda bulunan dev kara parçalarına raslamıştı.Bunlar Atlantis ve Lemurya olabilirlermi?

Bilimadamları Amerika, Asya ve Afrikanın önceleri bugünkü şekillerinden çok daha farklı olduğu görüşünde hemfikirdirler.Çünkü kıtalar yerdeğiştirmektedirler.Jeologların yardımıyla Dr. Cabrera , Taşlar üzerinde çizilmiş olan kara parçalarının dünyamızın milyonlarca yıl önceki halini gösterdiğini teyit etti.Dr. Cabrera şu sonuca vardı; Gerek zaman, gerek ustalık, gerekse bilgi bakımından taşlardaki bu çizimleri o çiftçinin yapmasına imkan yoktu.11.000 taş satın aldıktan sonra Dr. Cabrera , çiftçinin güvendiği bir arkadaşı olmuştu.Ayrıca çiftçinin, turistleri aldattığını kabul eden bir kağıdı imzalaması karşılığı hapisten çıktığınıda öğrendi.Aksi halde devlet arazisindeki şeyleri satmaktan ömür boyu hapis cezasına çarptırılabilirdi.Dr. Cabrera jeologlarla birlikte taşların üzerindeki garip haritaları incelemeye koyuldu.Bazı köşeler ve kara parçaları tanıdık gibi geliyordu ancak aralarındaki okyanus kısımları garip derecede bugünkünden farklıydı.Bilgisayar analizleri sonucunda jeologlar,bu haritaların, gezegenimizin günümüzden 13 milyon yıl öncesini gösterdikleri sonucuna vardılar.Peru her zaman garip bir ruhsal güce ve her şeyi bilmek isteyen kültürlere sahip olmuştur.Hatta gezegenimizi ziyaret ettikleri iddia edilen “eski astronotlara” ev sahipliği yapmıştır.Peru’nun büyük bir bölümü yüksek bir elektromanyetik alan üzerinde bulunmaktadır.Ufo gözlemleri Peru halkı için gayet sık rastlanan ve normal bir olaydır.Hatta bazıları ise Dünya dışı canlılarla irtibat halinde olduklarını iddia etmektedirler.Bazılarına göre Machu Picchu Ufolar için bir iniş yeridir.




Ica taşları aynen Nasca çizimleri bir sır olarak kalmaya devam etmektedir.Bu bölge yüksek elektromanyetik enerjiye sahiptir.Bu yüzden bir uzay üssü olarak kullanıldığı iddia edilmektedir.Bölge yüksek miktarda demir içerdiği için böyle bir enerjiye sahiptir.İca taşlarını kim yaptı? Göstergeler birazda dünyadışını gösteriyor.Fakat bu konu çözülemeyen sırlar kervanında yol almaya devam edecek gibi.




İca taşlarının gösterdiğine göre, dinozorlar yakın geçmişe kadar yaşamışlardı.Bunun yanı sıra ileri bir uygarlık mevcuttu.Günümüzde bazı bilimsel araştırmalar gösteriyorki, bazı dinozor türlerinin 60 milyon yıl önce soylarının tükenmesine rağmen, bazı türlerin Afrika’nın henüz keşfedilmemiş yağmur ormanlarında yaşamış olma ihtimali var.Buna tek delil, orada yaşamış olan yerli halkın gördüğünü söyledikleri harika yaratıklardır.




Eğer Kongo’daki yağmur ormanlarında daha ayrıntılı bir araştırma yapılırsa, belki daha fazla delil bulunabilir.Ancak, birde düşünün; ya bazı dinozor türlerinin yeteri kadar uzun zaman soylarını sürdürüp insan ırkıyla beraber aynı zaman dilimini paylaştığına dair deliller mevcutsa?Deliller anlatılan hikayelerden dahada ötede.Eğer, eski devirlerde yaşamış insanların taşlara kazıdıkları dinozor resimlerine rastlanırsa ne olur? İyi bir delil olmazmıydı? Ne dersiniz?Bahsi geçen taşlargerçekten var.Bilinen adıyla İca taşları.(Peru- İca şehrinde bulunmuşlardır.) Bu taşların büyüklüğü tenis topundan bir köpek büyüklüğüne kadar değişmektedir.Bu taşlar el ile kazınmış olup, ilkel (tarih öncesi) balıklar, dinozorlar ve görünüşe göre gelişmiş bir teknoloji kullanan yerliler görülmektedir.Sorun ise, bilim adamları bu taşların yaşını belirleyememektedirler.




NEREDEN GELDİLER ?İca taşları ilk olarak bilim dünyasının ilgisini 1966 yılında çekti.Doktor Javier Cabrera doğum gününde üzerinde kazınmış resim bulunan bir taş hediye alır.Kazınmış taş çok eskiye benziyordu.Fakat doktorun daha çok ilgisini çeken şey, taşın üzerine kazınmış olan tarih öncesi bir balık resmiydi.Taşın nereden geldiğini araştırmasıyla, yakında 15 bin taşlık bir koleksiyona sahip olması uzun sürmedi.Beki hediye aldığı ilk taştaki balığın soyunun tükenmiş olduğunu ispatlamak zor.Ancak diğer taşlardaki resimleri tanımlamak çok kolay.Kolaylıkla tanımlanabilen resimler arasında Triceraptos, Stegosaurus, Apatosaurus gibi dinozor türleri ve uçan bir Pterodactylus’un sırtında oturan insan figürleri bulunmaktadır.Ayrıca, insanların dinozor avladıkları sahnelerde bulunmaktadır.Bunun dışında, teleskoplarla gökyüzüne bakan insanlar, açık kalp ameliyatı ve sezeryanla yaptırılan dogum sahneleride göze çarpmaktadır.Bu nasıl olabilir? Bilim, modern insanın 2 milyon yıldan beri varolduğunu ve dinozorların 60 milyon yıl önce yok olduklarını düşünüyor.Şu 3 ihtimalden biri doğru olabilir:Dinozorlar çağında yaşamış insan toplulukları vardı. Dinozorlar, bilimin düşündüğünden daha uzun yaşadılar yeryüzünde. Bu taşlar çok ikna edici bir şakadan ibaret. Taşlar, ilkel aletlerle kazınması çok zor bir mineral olan Andesit içermektedir. Bakteriler tarafından, binlerce yıl süren bir aşamadan sonra meydana getirilmiş doğal bir koruyucu tabaka içermektedirler.Gravürler, bu koyu renkli tabakanın kazınmasıyla yapılmış olup, alttaki daha açık renkteki taş görünr haldedir.Bazı incelemelerin gösterdiğine göre, kazınmış kısımlarda yine bu bakteri işi göze çarpmaktadır.Buda gravürlerin çok eski olduklarına dair bir delildir.Bazı halk bu taşları turistlere satmıştır.Hatta bir çiftçi tutuklanmıştı bu yüzden.O da taşları kendisinin yaptığını söylemişti.Bir çok kişi çiftçinin hapis cezasından kurtulmak için böyle söylediğine inanmaktadır.Çünkü devlete ait bir malı satmanın cezası çok ağır hapis cezası gerektiriyordu.Bu gün görmekteyizki, yöre halkı aynı yöntemle taşları kazımakta ve satmaktadırlar.Fakat önemli bir farkla; kazıdıkları yerdeki koruyucu tabaka kaybolmuştu.Yukarıda belirttiğimiz gibi yerine yenisi gelmemiştir.




TAŞLARIN TARİHLENDİRİLMESİ Maalesef İca taşlarının tarihlenmesi şu an için mümkün değil.Karbon 14 metoduyla tarihleme sadece cismin içerdiği organik maddelerle mümkündür.Taşların tarihlendirilmesi ise, bulunmuş oldukları yöredeki toprak analizleri sonucunda yapılabilir.Taşlar erezyona uğramış bir dere yatağından geliyor olabilir.(Yada bilinmeyen bir mağaradan.Hangisine inanmak size kalmış.)Bu sebeple geldiği yer bilinmediği için toprak analizi yapılıp tarihlendirmek imkansızdır.Taşların anlamı inanılmaz gibi.Hatta ciddi bir inanılmazlık.Eğer gerçekseler, dünya taihini yeniden yazmak gerekecek.GERÇEKMİ ŞAKAMI ?Gelin o 3 ihtimale bir kez daha bakalım.Dinozorlar çağında gelişmiş bir insan ırkı vardı.Bu Dr.Cabrera’nın favori teorisidir.O, taşları, gelişmiş bir insan kültürünün bıraktığına inanıyor.Ona göre, bu taşlardan oluşan kütüphane, o insanların bilgisini yansıtmaktadır.Bunlar ilaçlar, astronomi, tarih öncesi yaratıklar, uzay yolculuğu teknolojisi, taşların anlattığına göre başka gezegenlere kaçışı ( bir dünya felaketine engel olmak için ).Bunu anlamak mümkünmü ?Neden ( teleskop yapabilen , ameliyat bilgisine sahip, başka gezegenlere giebilecek imkana sahip) gelişmiş bir ırk bilgilerini bu tip ilkel bir yöntemle geriye bıraksın? Neden o zaman bazı resimlerde ilkel silahlarla dinozor avlayan insanlar göze çarpmaktadır? Böyle bir topluluğun yaşamış olduğuna dair başka bir kanıt yoktur. Dinozorlar bizim düşündüğümüzden daha uzun süre dünya üzerinde yaşadılar.Bu teori mümkün görünüyor.Ancak şu ana kadar Triceratpos, Stegosaurus yada başka bir çeşit dinozor türünün insanlarla beraber yaşadığını kanıtlayan bir fosil bulunamadı.Bazı yerlerde dinozor ve insan ayak izleri aynı yerlerde bulunmuş olmasına rağmen, bu tartışma henüz bir sonuca ulaşamamıştır. Taşlar ciddi inandırıcılığa sahip bir şakadır.Bu mantıklı bir düşünceye benziyor.Ancak bunada bir delil yok şimdiye kadar.Üstelik koruyucu tabaka meseleside var ortada. Bu konuda ancak bilim, çok derin ve kapsamlı bir araştırma sonucunda bir karara varabilir

ALINTIDIR...

10.000 Yıllık Japon Piramidi..




Prof. Kimura’ya göre bu piramitler kesinlikle insan elinden çıkma yapılardı ve yaşları 10.000 yıl öncesine değin gidiyordu. Bu gerçekten insanlık tarihinin yeniden yazılması demekti 1985 yılı yazında, Yonaguni Jima adası güneyinde dalış yapan balıkadam Kihachiro Aratake 25 metre derinlikte sıradışı bir görüntüyle karşılaştı. Bir yanı 50 metre kadar olan, muntazam kesilmiş kaya bloklar üst üste yükselerek suyun 5 metre altına dek yükselen bir piramid oluşturuyordu. Buluşunu hemen
Okinawa Üniversitesi hocalarından su altı arkeolojisi ve jeoloji uzmanı Profesör Masaaki Kimura’ya bildirdi. Kimura ilk dalışta olağanüstü bir durumla karşılaştığını anlayarak, uluslararası uzmanlardan oluşan bir ekibi durumu incelemeye çağırdı. İncelemeye ilk katılanlar arasında bulunan Dr. Robert Schoch, kısa birkaç dalıştan sonra, bunun dünya tarihini yeniden yazmaya yol açacak bir araştırma olacağını açıkladı. Çevrede geliştirilen incelemeler bu piramidin tek olmadığını ve daha derinlerde benzer yapıların bulunduğunu ve bunların kimilerinin yöre balıkçılarıtarafından uzun süredir bilindiğini ortaya koydu. Bunlardan bir tanesi 200 x 140 metre bir temel üzerinde 26 metre yüksekliğinde bir yapı görünümündeyken bir diğeri bir yanı 100 metreyi geçerek, 25 metreye dek yükseliyordu. Bu araştırmalar sürerken dalgıçlar bu kez, 1990 yılında adanın daha güneyinde, bir yanı 183 metre ve yüksekliği 27,43 metre olan beş basamaklı bir başka piramid buldular. Bu buluştan sonra uzmanlar arasında görüş ayrılıkları ortaya çıktı.




Prof. Kimura’ya göre bunlar kesinlikle insan elinden çıkma yapılardı ve yaşları 10.000 yıl öncesine değin gidiyordu. Bu gerçekten insanlık tarihinin yeniden yazılması demekti. Mısır piramitlerinin ve ünlü Sfenks’in yaşları yaklaşık 5000 yıl olduğu düşünülürse bundan da bir o denli geri gidilmesi ne anlama gelirdi? Daha tutucu görüş ise bunların bu bölgede sık rastlanan büyük depremler sonucu düzenli bir biçimde kırılan tabakaların üst üste gelmesiyle oluşmuş setler olduğudur. Fransız uzmanlar ise bunların doğal oluşumlar olduğu, ancak kimi bölümlerinin insan eliyle biçimlendirildiğini savunuyorlar. Bu görüşe göre büyük buzulların yaklaşık 9000 yıl önce erimesi sonucu yükselen denizler bazı kara parçalarını su altında bırakmışlardı ve Yonaguni Piramitleri de böylelikle ortadan yok olmuştu. Japon takımadalarının yalnızca 90 km. ötesinde yaklaşık 2600 metre derinlikte bulunan bir platonun bundan 50-25 milyon yıl önce, ok yanus yüzünden daha yüksek bir konumda olduğu düşünülürse, bu yer değiştirmenin de kabul edilebilir olduğu anlaşılabilir. Tartışmalar bilimsel platformlarda sürüp giderken, Prof. Kimura ortaya yeni birkaç buluş koydu. Bunlar yaklaşık 7 metre boyunda bir insan başı heykeli, su altındaki duvarın üzerinde bulunmuş hiyeroglifler ve yine su altından çıkan taş yontma aygıtlarıydı.

Son yıllarda, az rastlanan bir durum da olsa, bilimi yanıltmak pahasına sahte bulgular yaratılabiliniyor. Hatta bir süre önce bir Japon sonra da bir Alman arkeologun itirafları ortaya bilim adına ne sahtekârlıklar yapılabileceğini ortaya koymuştu. Bu yeni bulgulardan duyulan kuşkulardan ötürü kimse saygınlığı tartışılmaz olan Prof. Kimura’yı suçlamadı. Bir olasılık, onun da aldatılmış olması... İnsan başını andıran biçim de doğal olarak oluşmuş olabilir ve başka bir yerde bulunan aletler burada bulunmuş gibi gösterilebilir ve hiyeroglifler de son yıllarda yazılmış olabilir diye düşünenler gene de ikna olmuş değiller. Bunların ötesinde henüz gizemi çözülmemiş benzer su altı oluşumları da durumu daha karışık duruma getiriyor. Bunlara örnek olarak da, Taiwan açıklarındaki Hujing su altı kentinin haç biçimindeki duvarları. Bermuda Üçgeni ve Bahama adaları açıklarındaki uzun duvarlar, onları dik olarak kesen yapılar, sokak, liman, köprü parçaları oldukları sanılan çoğu 30 x 30 x 30 cm. boyutlarındaki taş küpler gösteriliyor. Malta adası yakınlarında yeni buluntular da ortaya çıktı. Anlaşılan dünya suları dibinde daha bir sürü keşfedilmeyi bekleyen giz var. Prof. Kimura’nın tezi, konu üzerinde düşünenleri ister istemez kayıp kıta Atlantis ya da Mu Kıtası’na götürüyor. Bu kıtalar gerçekten var olmuşlar mıydı? 1890 yıllarında Hindistan’da görevli İngiliz Albay James Churchward, bir tapınak rahibinden esrarengiz bir yazı elde etti. Uzun çalışmalardan sonra yazıyı sökebilen uzmanlar, burada sözü edilenin eski bir uygarlığa ait bilgiler olup, adının da Mu olduğunu açıkladılar. Bunun üzerine Churchward, konu üzerinde daha derin incelemeler yaptı ve sonunda 1926 yılında “The Lost Continent of Mu” (Kayıp Kıta Mu) ve “The Children of Mu” (Batık Kıtanın Çocukları) adlı yapıtları yazdı. Bundan 75 yıl önce yazılmış ve bugüne dek okuyanları bir masalla karşı karşıya bıraktığı sanılan bu kitaplar acaba bir gerçeği mi savunuyordu?
ALINTIDIR...

Hiyerogliflerdeki Tank figürleri


318.000 yıllık metal parçalar..


Kaynak:

Deprem Bölgeleri Haritası


Resimdende anlaşılacağı üzere Türkiye Fay hatlarının yoğun olarak bulunduğu bir coğrafyada yer alıyor..
Bunların en büyüğü ise Kuzey doğu anadolu fay hattı

Bunları biliyormuydunuz?..


Yılanların duyamadığını

Farelerin kusamadığını

Karıncaların uyumadığını

İstakozların kanının mavi renkte olduğunu

Atların 1 ay ayakta durabileceğini

Kanguruların geri geri yürüyemediğini

Baykuşun mavi rengi görebilen tek kuş olduğunu

insanları sadece dişi sivrisineklerin ısırdığını

En büyük hayvanın Mavi balina olduğunu (33 metre uzunluğa ulaşabildiğini)

Boğaların renk körü olduğunu

Çinde ingilizce konuşanların sayısının ABD den fazla olduğunu


Pagerank nedir?...


Pagerank tam olarak karşılamasa da Tükçeye "Sayfa popülerliği" şeklinde çevrilebilen bir kelimedir..
Google'ın arama motorunda kullandığı sistem olan pagerank seviyesine göre listeleme yapar.Bunu yaparkende "dışarıdan ne kadar çok link alıyorsa o kadar iyidir" mantığı güdülür..
yani bir siteniz varsa ve bunu google eklemişseniz, arama motorlarında ilk sıralarda yer almasını ve bu sayede daha çok ziyaretçi çekmek istiyorsanız siteniz dışardan link almalıdır...

tracker

Technorati

Add to Technorati Favorites